ANKARA ETNOGRAFYA MÜZESİ
Kültürel ve tarihsel değeri olan nesnelerin toplanarak sergilendiği yerler olarak tanımlayabileceğimiz müzeler, toplumların bilim ve sanat ürünleri ile yer altı ve yer üstü zenginliklerini sergilemek amacıyla oluşturulmuş kurumlardır.
Yüzyıllar boyunca toprak altında saklı kalmış tarihî eserlerin gün ışığına çıkarılarak sergilenmesi, toplumu oluşturan bireylerin geçmişi daha iyi tanımalarına olanak sağlar.
Ayrıca müzeler, toplumu aydınlatmak amacıyla, insan soyunun gelişimi, doğa olaylarının oluşumu ve teknolojinin geçirdiği değişim gibi konularda araştırmalar yapan bilimsel merkezlerdir.
Halkın beğenisinin yükselmesi ve eğitimi için de önemli katkıları vardır. Böylelikle, toplum yararına sürekli yönetilen kurumlar haline gelmişlerdir.
Diğer bir deyişle, müzelerin iki önemli konusu vardır. Koleksiyonları sergilemek ve eğitim.
Günümüzdeki müzelerin, özelikle özel müzelerin büyük bir bölümü etkinliklerini eğitim ve konferanslarla tamamlamaktadır.
Cumhuriyet ile birlikte yaratılacak yeni ve çağdaş kültürün bütün ülkeye yaygınlaştırılacağı ve örnek alınacağı yer Ankara ‘dır.
Çağdaşı ve geleceği simgeleyecek Ankara’da, bu dönüşümün en iyi algılanabileceği yer ise, Ulus ile Çankaya arasında, Atatürk Bulvarı adını alacak olan ana yoldur.
Arif Hikmet Koyunluoğlu’nun tasarımı olan anıtsal yapılar Çankaya’ya uzanan bu ana yol üzerinde, Atatürk Bulvarı'nın iki yanında, yerini almaya başlayacaktır.
Atatürk Bulvarı’nı tamamlayan anıtsal yapılardan biri de Etnografya Müzesi olacaktır.
Müslüman mezarlarının bulunduğu ve Kurtuluş Savaşı süresince Cuma namazlarının kılındığı bu tepe, Namazgâh Tepesi'dir.
Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan anılan tepe, 15 Kasım 1925 tarihli Bakanlar Kurulu kararı gereğince, Millî Eğitim Bakanlığı’na müze yapılmak üzere bağışlanmıştır.
Diğer taraftan, müze kurulmadan önce, 1924’te Prof. Celal Esad Arseven başkanlığında, 1925 yılında da İstanbul Müzeleri Müdürü Halil Ethem başkanlığında, eser toplamak ve satın almak üzere özel bir komisyon kurulmuştur.
1927 yılında yapımı tamamlanan Müze Müdürlüğü’ne Hamit Zübeyr Koşay atanmış ve satın alınan 1250 adet eser yerlerini almıştır.
15 Nisan 1928 yılında müzeyi ziyaret eden Gazi Mustafa Kemal Paşa, Müze hakkında bilgi aldıktan sonra, Afgan Kralı Amanullah Han’ın Türkiye’yi ziyaretleri nedeniyle, müzenin hizmete açılmasını istemiştir.
Anıtsal yapının tasarımı, Cumhuriyet döneminin önemli mimarlarından, Arif Hikmet Koyunoğlu tarafından yapılmıştır. Dikdörtgen planlı olup tek kubbelidir.
Yapının taş duvarları küfeki taşı ile kaplanmıştır. Alınlık kısmı mermer olup üzerleri oyma ile süslüdür.
Müzeye 28 basamaklı bir merdivenle çıkılır. Kapıdan girince kubbe altı holüne, buradan da iç avlu denilen sütunlu kısma geçilir.
İç avlunun ortasına mermer bir havuz yapılmış, çatı kısmı açık bırakılmıştı. Bu iç avlu, Atatürk'e geçici kabir olarak ayrıldığında, havuz bahçeye nakledilerek çatısı kapatılmıştır.
İç avlunun etrafında, simetrik olarak, büyüklü küçüklü salonlar yer almaktadır. İdare bölümü müzeye bitişik olup iki katlıdır.
Müze önünde at üstünde duran bronz Atatürk Heykeli, 1927'de Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından İtalyan sanatkâr Pietro Canonica' ya yaptırılmıştır.
Etnografya Müzesi 15 yıl süreyle Anıtkabir işlevi görmüş, Devlet başkanlarının, elçilerin, yabancı heyetlerin ve halkın ziyaret yeri olmuştur.
Bu süre içinde müzede çalışmalar sürdürülmüş, eserler toplanmış 14 Ekim 1956 tarihinde, Uluslararası Müzeler Haftası nedeniyle, gerekli değişiklikler yapıldıktan sonra müze tekrar halkın ziyaretine açılmıştır.
Müzede, Türk Sanatının Selçuklu Devrinden zamanımıza kadar devam eden örnekleri sergilenmektedir.
Anadolu’nun çeşitli yörelerinden derlenmiş halk giysileri, süs eşyaları, ayakkabı, takunya örnekleri, Sivas yöresi kadın ve erkek çorapları çeşitli keseler, oyalar, çevreler, uçkurlar, peşkirler, bohçalar, yatak örtüleri, gelin kıyafetleri, damat tıraş takımları eski geleneksel Türk sanatının birer temsilcileridir.
Özgün teknik malzeme ve desenlerle halı dokuma merkezlerinde üretilmiş Uşak, Gördes, Bergama, Kula, Milas, Ladik, Niğde, Karaman, Kırşehir yörelerine ait halı ve kilim koleksiyonları vardır.
Anadolu Maden sanatının güzel örnekleri arasında 19. yüzyıldan kalma Memlük kazanları, Osmanlı şerbet kazanları, güğüm leğen, sini, kahve tepsisi, sahanlar, taslar, mum makasları vb. çeşitli madeni eserler vardır.
Osmanlı Devri yayları, okları, çakmaklı tabancalar, tüfekler, kılıçlar ve yatağanlar, Türk çini ve Kütahya porselenleri, tasavvuf ve tarikat ile ilgili eşyalar, Türk yazı sanatının güzel örneklerinden levhalar bulunmaktadır.
Müzede bugün eserler; giysiler ve işlemeler seksiyonu/bölümü, kına yakma töreni ile damat tıraşı tematik sergileri, el dokumaları seksiyonu, madeni eserler seksiyonu, kahve kültürü ve kaşıklar seksiyonu ile sünnet odası tematik teşhiri, cam eşyalar ve Besim Atalay seksiyonu, yazma eserler seksiyonu ve ahşap eserler seksiyonu şeklinde değerlendirilmiştir.

Yorumlar
Yorum Gönder